Çay, dünyada sudan sonra, en fazla içilen ve içme
alışkanlığı gittikçe artan bir gıda ve içecek
maddesi olarak, 5000 yıldan beri bilinen, sevilen,
efsanesi, deyimleri, şiirleri, sanat ve sanayisi
ile bir
çay kültürü
oluşturmuştur.
5000 yıllık bir geçmişi olan çayla Türkiye içme
alışkanlığı olarak 1600 yıllarında tanışır.
Üretimine Cumhuriyetin kuruluşundan sonra
başlanan, 1963 yılına kadar talebin kısmen
ithalatla karşılandığı, günümüzde ise Dünyanın tek
natürel çayı olarak, hiçbir kimyasal mücadelenin
olmadığı, herhangi bir
pestisid taşımadığı için Amerika'dan
Japonya ya, dev çay üreticileri olan Hindistan,
Kenya, Seylan ve Endonezya pazarlarında yer alan,
çay Türkiye de bugünlere nasıl geldi.
İlk Girişim
Türkiye'de çay yetiştirme konusunda ilk girişimin
Tanzimat devrinde 1888 yılında yapıldığı, dönemin
yazılı belgelerinden anlaşılmaktadır. Edinilen
bilgiye göre Japonya'dan getirilen çay tohumları
Bursa ilinde ekilmiş, ancak ekolojik özelliklerin
çay yetiştiriciliği için uygun olmaması nedeniyle bu
girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
İlk Yayınlar
Çay içme alışkanlığının halk arasında hızla
yaygınlaşmasının etkisiyle Türkiye'de çay
yetiştirilmesi sürekli, konuşulur ve tartışılır bir
konu olmuştur.Bu
arada çok az sayıda da olsa çay ile ilgili kitaplar
yayınlanmıştır.
İzzet Efendi
Türkçe'de çay ile ilgili ilk ciddi eseri, çaya olan
aşırı düşkünlüğü sebebiyle adı 'Çaycı'ya çıkan Hacı
Mehmed İzzet Efendi verdi ve bugün 'Çay Risalesi'
veya 'İzzet Efendi Risalesi' diye bilinen eserini
kaleme aldı.
İzzet Efendi 1819'da Edirne'de doğdu. İstanbul'a
gelerek devlet hizmetine girdi. Hicaz vali
vekilliği, Suriye merkez mutasarrıflığı ve Basra
Valiliği gibi çeşitli memuriyetlerde bulundu. En son
vazifesi olan Adana valiliği görevi ise çaya olan
merakından dolayı saray tarafından 'lutfen' verildi.
Bu çay meraklısını tanıyıp hatıralarında ondan
bahsedecek olanlar, İzzet Efendi'nim idareyle yahut
valilikle hiçbir alákasının olmadığından yakınacak,
'ziyaretine gelenleri makam odasında bizzat yaktığı
büyükçe semaverinden eliyle çay ikram ettiği'ni
biraz tatlı biraz da şikáyetçi bir tavırla
nakledeceklerdi.
1879'da, İstanbul'da 81 sayfalık bir 'Çay Risalesi'
bastırdı. 1844 yılından beri çayla içiçe olduğunu ve
çayı bizzat yetiştirdiğini yazıyor, çayın adının
nereden geldiğinden ve hangi dillerde çayla ilgili
ne gibi yayınların bulunduğundan tutun, yeşil çayın
sıkça esneme ve ağız kamaşması yaptığına, 'kalbe
heyecan, uzuvlara titreme, vücuda zaafiyet'
verdiğine ve sütlü çay içme ádetinin nereden
geldiğine kadar çay hakkında birbirinden garip
konudan bahsediyordu.
Ancak o dönem Türkiye'sinde çayı sadece meraklıları
tanırdı. Yıldız Sarayı'nın limonluğunda,
Boğaziçi'nde Azeryan Efendi'nin yalısında,
Büyükdere'deki Orman Mektebi'nde ve İstanbul Tıp
Fakültesi'nin bahçelerinde Nebatat bahçelerinde
sadece merak yüzünden çay yetiştirilirdi.
Kaynak: Çayı İzzet
Efendi ile Zihni Bey'den öğrendik, Murat Bardakçı,
Hürriyet Gazetesi, 03.12.2001
İlk Rapor
Türkiye'de
çay yetiştirilmesi konusunda temel oluşturan girişim
ise 1917 yılında gerçekleştirilmiştir. Zamanın
'Halkalı Ziraat Mektebi Alisi' müderrislerinden
botanikçi ve eski Mardin Mebusu Ali Rıza ERTEN'inde
aralarında bulunduğu bir heyet Batum ve çevresinin
Türkiye'ye geri verilmesini izleyen günlerde
inceleme yapmak üzere yöreye gönderilmiştir. Bu
inceleme esnasında Ali Rıza Bey çay, narenciye ve
bambunun Batum civarında yetiştirilmekte olduğunu
görmüş; bu bitkilerden bilhassa çayı ilmi olarak da
etüt etmiştir. İncelemelerini batıya doğru
ilerletmesi neticesinde, Rize ve havalisinin toprak
ve iklim özellikleriyle Batum ve civarı toprak ve
iklim karakterlerinin birbirlerine çok benzer
olduğunu gören Ali Rıza ERTEN, çayın Anadolu'muzun
bu parçasında da yetiştirilebileceği kanaatine
varmıştır.
Bu teknik
gezinin neticeleri daha sonraları
'Şimali Şarki
Anadolu ve Kafkasyada Tetkikatı Ziraiye'
adlı bir kitapta yayınlanmıştır. Memleketimizde ilk
defa olarak bu kitapta, çayın Rize dolaylarında
yetiştirilmesinin mümkün olduğu, sebepleri ile
birlikte ifade edilmiştir. Kitapta çayın
Türkiye'deki dünü açısından o günkü İstanbul
Gümrüğüne dış alım yoluyla gelen çay miktarları da
yer almaktadır..
Ancak, Birinci Dünya Harbinden sonra ortaya çıkan
öncelikli olaylar nedeniyle Ali Rıza ERTEN'in
raporu dikkate alınamadı.
407 Sayılı Çay
Kanunu
Savaş öncesi para kazanmak üzere Batum ve
yöresine giden Doğu Karadenizlilerin savaştan
sonra bu olanağı bulamamaları, sorunların daha
belirgin şekilde ortaya çıkmasına neden oldu.
İşsizlik ve yoksulluk nedenleriyle bölge
insanlarının yurdun değişik yerlerinde çalışma
zorunda olmaları ve ailelerinden uzakta yaşamaları
bölgede iş alanlarının yaratılmasını zorunlu
kıldı. Sorunun çözüme kavuşturulması ve bölge
insanlarına gelir kaynağı yaratılması için o
günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde önemli
görüşmeler yapıldı. Uzun görüşmeler sonunda Büyük
Millet Meclisi'nde 6 Şubat 1924 tarihinde 'Rize
Vilayeti ile Borçka Kazasında Fındık, Portakal,
Mandalina, Limon ve Çay Yetiştirilmesi' adında 407
sayılı Kanun kabul edildi.
Kanunun
yürürlüğe girmesinden hemen sonra çay tarımı ile
ilgili ön denemeler yapmak, bölgede meyveciliğin
gelişmesini sağlamak amacıyla Rize'de 'Bahçe
Kültür İstasyonu' kuruldu. İşleri organize etmesi
ve yürütmesi için Ziraat Umum Müfettişi
Zihni DERİN
görevlendirildi. İzleyen yılın başında çay ve
narenciye konularında bilgi ve görgüsünü
artırması, çay tohumu satın alması için Rize
Ziraat Memuru Batum'a gönderildi.
Batum'dan
satın alınan bir miktar çay tohumu ile Rize'de
bugünkü Merkez Fidanlığında çay fidanı üretilmeye
başlandı.
Rize Merkez fidanlığında üretilen fidanlar bir
yandan yöre halkına dağıtılırken bir yandan da
üretim denemeleri yapılması için pek çok ilimize
gönderildi. Bu illerin tümündeki koşullar, Ali Rıza
ERTEN'in raporunda ayrıntılı şekilde açıklanmış
bulunan çayın ekolojisine uymuyordu. Zaman
ilerledikçe çay fidanlarının üretim ve dağıtımındaki
heyecan, üreticilerin ilgisizliğine paralel olarak
azaldı. Gerekli destekten yoksun bulunan ve yeterli
bilgi verilmeyen üreticiler, geleceğin neler
getireceğini bilmedikleri için çay tarımına olan
ilgilerini yitirdiler.
Kendi Kendine Yetme
İlkesi
Hükümetin, Kendi Kendine Yetme ilkesini benimsemesi
ve 1933 yılında bunu bir programa bağlaması üzerine,
ülkemizde çay tarımı yeniden gündeme geldi. Ancak
organizasyonun sağlanması ve hazırlık çalışmalarının
tamamlanabilmesi için iki yıl daha geçti. 1935
yılında Ziraat Vekili Prof. Dr. Muhlis ERKMEN'in bir
bilim heyeti ile birlikte Rize'ye yaptığı inceleme
gezisinde, bölgenin çay tarımı ve sanayisinin
gelişmesine her yönden elverişli olduğu kanısına
varıldı.
Üretimin
Yaygınlaştırılması
Tartışmalar ve yazışmalarla iki yıl daha geçer ve
1937 yılına gelinir. Çay tarımının yerleştirilip
geliştirilmesi için
Zihni DERİN tam yetki ile yeniden
görevlendirilir. Geçmişte kaybedilen yılların
deneyimleriyle sıkı tutulan işler bu kez daha
bilinçli ve programlı şekilde yürütülmeğe başlanır.
Tohum damızlık bahçeleri kurmak, fidan üretip
yeniden üretmek amacıyla, 1937, 1939 ve 1940
yıllarında Sovyetler Birliği'nden Gürcistan kökenli
toplam 70 ton çay tohumu satın alınarak üretim
yaygınlaştırılır.
Günlük kapasiteleri 1 ton civarında olan
ilk atölyeler
şunlardır:
1939 -1946 yılları arasında çalışan Fidanlık
Atölyesi
1942 - 1946 " Uzunkaya "
1942 - 1949 " Gündoğdu "
1945 - 1949 " Çayeli "
3788 Sayılı Çay
Kanunu
27 Mart 1940 tarihinde çıkarılan 3788 sayılı Çay
Kanunu ile çay tarımının ve üreticilerin
desteklenmesi güvence altına alındı. Bu kanun ve bu
kanuna dayalı çıkarılan kararname ile çay tarım
alanları, ekolojik ilkelere göre Araklı deresinden
Sovyetler Birliği hududuna kadar değin ve 15 km
içeriye kadar olabilecek şekilde belirlendi.
Altının 9
lira olduğu 1938 senesine kadar yaprağın kilo
fiyatı 60 kuruş olarak tespit edildi.
İkinci Dünya Savaşının ortaya çıkardığı pahalılık
karşısında 150 kuruş.
1949 da ortalama olarak 180 kuruş, 1954 de 200, 1957
de 250, 1959 dan itibaren 300 kuruş.
Üretici 1940 da 25 kilo yaş yaprakla bir Reşat
Altını alırken 2005 de aynı altını alabilmek için
267 kilo yaş yaprak vermek durumuna düşmüştür.
Yaş yaprak fiyatlarının Reşat Altını ile
karşılaştırılması yaygın olduğu için bu değerleri
bir tablo haline getirmenin hoş olacağını düşündük.
Çay tüketim ve dış alım durumu göz önüne alınarak 30
bin dönümlük bir alan, çay tarımı için ayrıldı ve
Ziraat Bankası'nın 5 yıl süreyle üreticiye faizsiz
olarak 25 lira kredi vermesi kararlaştırıldı.
4223 Sayılı Kahve
Çay İnhisarı Kanunu
Kahvenin yanında çay da bu kanun ile Tekel'e alınmış
ve üretilen çaylar Tekel idaresine verilmiştir.
Anılan kanunda; çayın devlet tekeli altında
olduğuna, bu tekelin Tekel Genel Müdürlüğü'nce
sağlanacağına, çayın perakende satış fiyatının
yurdun her yanında aynı olacağına ve yaş çay
yaprağının kanuni yetkisi olmayanlar tarafından
üretilmesi, işlenmesi, satılması, Türkiye'ye
sokulmasının 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve
Takibine Dair Kanun hükümlerine bağlı olacağına
ilişkin hükümler yer almıştır.
İlk Çay Fabrikası
Bu yıllarda elde edilen yaş çay yaprağı Zihni Derin
atölyelerinde işlendi. Giderek yaş çay üretiminin
artması nedeniyle çay fabrikası kurma zorunluluğu
ortaya çıktı. İlk çay fabrikasının temeli 21 Haziran
1946 tarihinde atılarak, 60 ton/gün kapasiteli
olarak 1947 yılında Rize'nin Fener mevkiinde
işletmeye açıldı.
Çay
fabrikasının açılış töreni töreni 16 Temmuz 1947
tarihinde yapılmıştır. Trabzon'dan gelen
Tümgeneral Naci Altuğ ile Gümüşhane Valisi,
Trabzon Belediye Başkanı ve Trabzon İngiliz
Konsolosu'nun da hazır bulundukları binlerce
Rizelilerin iştirak ettiği bu törene İstiklâl
Marşı ile başlanmış, ilk olarak söz alan Rize
Belediye Başkanı 16 Temmuz gününün Rize tarihinde
bir dönüm noktası ve istikballer vâdeden büyük bir
gün olduğunu belirttikten sonra Rizelilerin bu
bayramına katılmak üzere gelen misafirlere şehir
namına teşekkürlerini bildirmiş ve bölgemize yeni
bir servet kaynağı sağlıyan büyüklerimizi minnet
ye şükranla anmıştır. Bundan sonra Çay
Organizatörü Zihni Derin, çayın Rize'deki
tarihçesini anlatmış ye Devlet Ziraat işletmeleri
Kurumu Meclis İdare Reisi Atıf Bayındır, bir
hitabede bulunmuş, İzmir Milletvekili Mustafa
Rahmi Köken de kordelâyı kesmek suretiyle
fabrikayı açmıştır.
Takip eden yıllarda bir yandan Türkiye nüfusunun
artması, bir yandan çay içme alışkanlığının
yaygınlaşmasına karşın; yıl ve yıl yaş çay
alanlarının gelişmesi ve buna paralel olarak
fabrika sayısı ve işleme kapasitesinin artmasıyla
Kendi Kendine Yeterlilik İlkesi'nin gerçekleşmesi
süreci devam edecekti.
İlk Türk Çay Makineleri
Efendim
özgeçmişimde de belirttiğim gibi Yıl 1954....
İzzet Ateş Rize Çay Fabrikaları Merkez
Müdürlüğünde müdür olarak göreve başlamıştır.
Üreticiden
alınan yaprakların çokluğu ve buna karşılık
fabrikanın yetersizliği gözle görülür haldeydi.
İstatistiki bilgiler de bunu gösteriyordu.
İşe
başladığının ikinci ayında İzzet Ateş genel
müdürlüğe; inşa halinde olan iki fabrikanın da
yetersiz olacağını, daha başka fabrikaların
kurulması gerektiğini ve bunun için de makinelere
ihtiyaç olduğunu bildirir. Aldığı cevap makine
tedarikinin döviz bulunmadığı için imkansız olduğu
idi. Bunun üzerine İstanbul’a giderek durumu bir
defa da sözlü olarak anlatır. Müdürler encümeni
teklifii kabul ederek, makinelerin yerli imali için
araştırma yapmaya, onu ve Genel Müdür Muavinini
memur eder. Araştırma sonunda Makine Kimya
Fabrikalarında çay makinelerinin imal edilebileceği
görülür..
Makine
Kimya'ya yapılan müracaat üzerine, durumu tetkik
etmek için Rize'ye iki mühendis gönderilir. Bu
mühendisler önce imalatı kabul etmekten çekindilerse
de kendilerine tek tek parçaları göstermek suretiyle
yapabilecekleri İzzet Ateş tarafından ikna edilir.
Pek çok kişinin muhalefetine rağmen ilk siparişi
verilir. Bu defa da patent sorunu çıkar. İki sene
süren tetkikler sonunda patent konusunun olmadığı
tespit edilerek imalata devam edilir.
Makineler
imal edilirken, acele olarak bunların monte
edileceği yer sorunu da halledilmeliydi. Bu da M.K.E.
Ankara Silah Fabrikasında temin edilen Nissen
barakaları ile halledilir. Böylece atölye ismi
verilen küçük isletmelerde meydana gelir.
Zamanla
fabrikalar inşa edildikçe, barakalar fabrikalara
taşınır.
İlk
Çay İhracatı
1947 yılından beri1 fabrika bazında üretimine
başlanan çay 1963 yılına gelindiğinde 18 fabrika ve
1.340 ton/gün işleme kapasitesine çıkmıştı. Bu yıla
kadar iç piyasa ihtiyacı karşılanamaz durumda idi,
talep ancak ithalat yoluyla dengelenebiliyordu. Ama
Türk çaycılığı bu yıldan itibaren Dünya çay
pazarındaki konumunu değiştiriyor, ithalatçı bir
ülke durumundan ihracatçı bir ülke haline geliyordu.
İlk ihracat 1963 yılında 143 ton olarak
gerçekleşmişti.
İlk Yabancı
Raporlarda Çay
Londra'da 1940 ve 1950'li yıllarda Türk Çayı
hakkında Robert O.Mennel tarafından hazırlanan
muhtelif raporlarda Türk çayı hakkında aşğıda
göreceğimiz gibi olumlu görüşler arzedilmektedir.
İlk bakışta, güzel bir görüntüye sahip, çok iyi
kıvrılmış, FOP tipi Darjeeling çaylarını andırıyor.
Ancak iyi bir tasniflem olmadığı belli, tozlardan
arındırılması lazım. Likör rengi oldukça kaliteli,
parlak ve temiz, ancak tat zayıf ve metaliksi. Posa
rengi çekiciliğiyle kaliteyi işaret ediyor. (1947)
(FOP) tipi çayın biçimine
gelince, sıkıca kıvrılmış, temiz, uzun, ince
yapraklardan müteşekkil olup, uzun zamandan beri
Darjeeling ve Seylan çaylarında gördüklerimizden
daha üstündür. Böyle bir yaprak çay, Avrupa'nın
hemen her yerinde büyük kolaylıkla satılabilir. (BOP)
çayı da muntazam, iyi bir biçimde ve güzel
renktedir. (OF) çayı
ise parlak ve altın başlı olup, İran ve Ortadoğu
piyasaları için son derece cazip bir çaydır.(1949)
Samimi olarak, bu çayların fevkalade güzel
manzaraları karşısında hayranlık duydum. Çok arzu
ederimki Hindistan ve Seylan çaycılarımızda bu tarz
imalat yapsınlar. Bu çayların menkuu ise mat ve düze
mütemayil olup terai ve melez Darjeeling
karekterinde fakat daha tatlı ve latiftir. Hülasa
olarak söylemek isterim ki Türkiye'nin bu çaylardan
çokça miktarda ihraç edecek durumda olmayışından
Seylan, Hindistan ve Cava çaycıları istifade
etmektedir. (1950)
Çok iyi hazırlanmış
olmaları itibariyle emsali Hint ve Seylan çaylarının
bir çoğundan üstündür. Seylan da çay istihsal
müesseselerinin hiç değilse buna benzer şekilde çay
imal etmelerini arzu ederim.Türkiye bu çayları dış
piyasaya arz etmiş olsaydı Hint ve Seylan
müstahsillerine müthiş bir darbe indirirdi. (1953)
1960'larda Çay
Tarımının Sorunları
Inhisarlar Vekâleti ve Türk Devlet İnhisarlar Umum
Müdürlüğünün daveti üzerine özel bir eksperler
heyeti, Türkiye çay sanayi üzerinde tetkiklerde
bulunmak üzere 8- 23 Mayıs 1963 periyodu zarfında
çay sahasını ziyaret etmiştir.
Heyet, aşağıda isimleri ve görevleri
belirtilenlerden oluşmuş bulunuyordu.
J. Goldschmidt, Zonon N.V., Amsterdam
İşletme Müdürü ve Çay Eksperi
Dr. Ir. T. Visser, Bahçe Bitkilerinin
Islahi Enstitüsü, Wageningen. Daha önce Seylan Çay
Araştırma Enstitüsü
Ir.J.Warkhoven, Kraliyet Tropik Enstitüsü,
Amsterdam. Daha önce Endonezya da Çay Teknolojisti
ve Zirai Müşavir.
Ir.J.Van Der Vis,
Agronomist, N.V.Deli, Maatschappij,
Amsterdam.
Bu heyetin çay hasadı ile ilgili 1963 yılında
tespit ettiği çay hasadı ile ilgili bazı
problemleri ve çözümlerini
aşağıda
sıralıyoruz:
Resmi Toplama Standardı diğer çay üreticilerde
olduğu gibi, iki buçuk yaprak olmakla
beraber, uygulamada daha müsamahakar davranılarak
gayri resmi bir standart oluşturulmuş.
Toplanan ürünün ancak %11'lik bir kısmı
standarda uygun veya başka bir ifade ile "iki
buçuk yaprak" tan oluşan filizlere sahip.
Kusurlu toplama vardır. Bu kusur kısman insan
kısmen tarımsal hatalardan kaynaklanmaktadır.
Üretici azami gayretle bir defa da mümkün
olduğu kadar fazla çok yaprak toplamayı arzu
ettiğinden sürgün aralarıda fazla olmaktadır.
Üretici kendi açısından daha sık toplamayı
(mevsimde 4-6 defa) 'ekonomik' görmemektedir.
Devamlı toplama olması gerekirken; ocak
üzerinde devamlı toplamamadan dolayı bazı
filizler büyük, bazıları ise küçük kalmaktadır.
Bazı filizler faal bazı filizler ise uyku
halindedir.
İki buçuk yapraklı filizler mevsiminde pek
küçüktür. Ancak bir kısmının küçük kalması da Çin
vasıflı olduğundan ileri gelmektedir. Bu safhada
toplamaları zor olduğundan büyüyünceye kadar
bekletilirler.
Filizler kısa zamanda banjhi haline
gelmektedir, bu başka emarelerle birlikte, ağacın
kuvvetsiz olduğuna delalet eder ki, bunun sebebi
bahçenin bakımsızlığındandır. Derhal yapılması
gerekenler, yabani ot mücadelesi, gübreleme ve
budamadır.
Mevsimin başında resmen 'iki yaprak ve bir
tomurcuk' talep ederken, gayri resmi olarak 4 ve
hatta 5 yapraklı sürgünlere göz kapatmak,
psikolojik bakımından iyi bir usul değildir.
Toplama ile ilgili olarak aşağıdaki
şartların yerine getirilmesi şarttır:
Toplamanın daha sık yapılmalı
Toplama uygun bir standartta olmalı. Mevsimin
başında 1-2 hafta müddetle sürgün başına 3 yaprak,
banjhi (uyuyan tomurcuk) ve 2 yaprak, daha sonra
'iki buçuk yaprak, 'iki yaprak tomurcuk' ve tek
banjhiler kabul edilebilir.
Evvela balık yaprağın üstünde iki yaprak
bırakmak suretiyle, Mayıs ayının ortalarında ve
sonlarında balık yaprağının bir üst yaprağına
kadar, Temmuzdan itibaren de balık yaprağına kadar
toplamak icap eder.
Yaprak veriminin teşviki, banjhi sürgünlerinin
henüz körpe iken toplanması, kaba banjhi
sürgünlerinin atılması ve berteraf edilmesi ve
toplam atablasındaki verimsiz 'karga ayaklarının'
kırılması suretiyle olacaktır.
- Getirilen yaprağın kalitesine göre fiyat
tespiti
1497 Sayılı Çay
Kurumu Kanunu
Ekonomik ve sosyal yönden daha etkin bir hale
getirilmesi amacıyla çay tarımı ve çay sanayi 1971
yılında yeniden düzenlendi. 6 Aralık 1971 tarihinde
çıkarılan 1497 sayılı Çay Kurumu Kanunu ile
Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü vasıtasıyla
sürdürülen çay tekeli; el değiştirerek, tüzel
kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve
sorumluluğu, sermayesi ile sınırlı bir Devlet
teşekkülü olan ÇAYKUR kurularak çay endüstrisi ve
tarımı Çay Kurumu adı ile oluşturulan bu
organizasyon aracılığıyla sürdürülmeye başlandı.
Çay Kurumu Dönemi
Tekelin devriyle başlayıp 3092 sayılı yasa'nın
yürürlüğe girdiği 19 Aralık 1984'e kadar uzanan bu
dönemin başlangıcında 2420 ton/ gün kapasiteli olan
32 yaş çay fabrikası, Yapımı devam eden
fabrikalarında tamamlanması ile 1985 yılı yaş çay
kampanyasına 45 yaş çay fabrikası ve 6.000 ton/ gün
yaş çay işleme kapasitesi ile girilmişti. Bu süreçte
çay tarımı ve endüstrisinde önemli gelişmeler
olmuştu. 404 bin dekarlık çay dikim alanı 654 bin
dekara ulaşmıştır.
'Çayda
En Büyük Değişiklik'
Çaydaki gelişmelerin dünü ve bugünü dikkate
alındığında, çayda en büyük değişikliğin 4 Aralık
1984 tarihli ve 3092 sayılı Çay Kanunu ile
gerçekleştiği görülür. Bu kanunla çayın tarımı,
üretimi, işlenmesi ve satışı serbest bırakılmıştır.
Böylece gerçek ve tüzel kişilere üreticilerden yaş
çay yaprağı satın alabilmelerine, çay işleme ve çay
paketleme fabrikalarını kurup işletmelerine imkan
tanınmıştır. Kanun çayda devlet tekelini kaldırmış,
devlet sektörü ile özel sektörün yan yana çalışması
sağlanmıştır. Ancak çay tarım alanlarının
belirlenmesi Bakanlar Kurulunun yetkisine
bırakılmıştır. Bakanlar kurulunun belirlediği
alanlar dışında çay tarımı yasaklanmış, çay tarım
alanlarına giren yörelerde çay bahçesi kuracakların
önceden ruhsat almaları zorunlu kılınmıştır.
Şu anda; Doğu Karadeniz Bölgesi'nde 45'i kamuya ve
312'si özel sektöre ait olmak üzere, toplam 357
üretim fabrikasında 17.689 ton/gün kapasite ile
faaliyet gösterilmektedir.
Çay
İşletmeleri Genel Müdürlüğü
İktisadi Devlet Teşekkülleri ve Kamu İktisadi
Kuruluşlarının yeniden düzenlenmesini gerçekleştiren
19 Ekim 1983 tarih ve 2929 sayılı kanuna dayanılarak
1497 sayılı Çay Kurumu kanunu, 112 sayılı Kanun
Hükmündeki Kararname ile değiştirildi.
Çay Kurumu, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü adı
altında Kamu İktisadi Kuruluşuna dönüştürüldü. Çay
İşletmeleri Genel Müdürlüğü 8 Haziran 1984 tarihinde
çıkarılan 233 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile
bir kez daha yeniden düzenlendi ve
teşkilatlandırıldı.
Çaykur'un son teknolojik gelişmelerle tam otomasyona
geçen 46 yaş çay fabrikasının mevcut kapasitesi 6800
tona ulaşmış bulunmaktadır. Yurtiçine yayılan 9
Pazarlama Bölge Müdürlüğü ile iç çay piyasasına
yıllık 100.000 ton üzerinde paketli çay sevkı ve
satışı gerçekleşmekte, böylece çay tüketimimizin
%70'lik bölümü Çaykur tarafından karşılanmaktadır.
1994 tarih ve 4046 Sayılı Kanun ile Çaykur Kamu
İktisadi Kuruluşu listesinden çıkarılarak İktisadi
Devlet Teşekkülleri arasına dahil edilmiştir.
20.000 kişilik iş istihdamıyla da Çaykur, Doğu
Karadeniz Bölgesine büyük bir ekonomik katkı
sağlamaktadır.
Bir Çay İhracatçısı
Olarak Türkiye
1980'li ilk yıllarda Türkiye'deki çay üretiminin
iç piyasa talebini ancak karşılar durumda olması
çay ihracat çalışmalarının geçici bir süre için
gündem dışında kalmasına neden olmuş; ancak, ek
plantasyon sahalarının kurulması sonucu 1985
yılında üretim fazlası verilmiş ve dolayısıyla
yeniden ihracata yönelik çalışmalar
hızlandırılmıştır.
Devletler arasında çay ihracatının
gerçekleşebilmesi için çeşitli ön görüşme ve
bağlantılar yapılmış, fakat 1986 yılında SSCB'de
meydana gelen nükleer kazanın etkisinin çay
plantasyon sahalarımızda da kendini göstermesi bu
bağlantıların gerçekleşmesini engellemiş, Türk
çayı bu sefer de tabii bir afet yüzünden bir
müddet için daha dünya pazarlarından uzak
kalmıştır.
1990'lı
yıllara girerken Çaykur bütün olumsuzlukları
gidermiş ve dünya çay piyasasına tekrar girmiştir.
2004 yılına geldiğimizde, özellikle, gayri resmi
yollardan yurdumuza giren çayın azalması, çay alım
planı ve budama projesinin tavizsiz olarak
uygulanması nedeniyle Türkiye'de üretim, tüketim
dengesi oluşmuştur. Bu durumda; yurt içinde kullanım
oranı düşük olan "Dust" olarak adlandırılan toz
çaylar, fanning çaylar ve paketli çaylar dışında
çay ihracatını zorlamanın dengeleri bozacağı
açısından pek makul olmayacağı düşüncesi hakim
olmaktadır.
Özel
Sektörün Durumu
3092 Sayılı
yasanın yürürlüğe konulmasından sonra:
Bir kısım müteşebbisler özel sektörün çok karlı
bir sektör olduğunu, kısa sürede büyük kazançlar
sağlayacağını düşünerek, gerçek bir fizibilite
yapmadan yetersiz bir işletme sermayesi ile çay
sektörüne girmişlerdir.Özel sektör çay işleme
tesisleri ve çay fabrikalarının sayısı 312 'e
yükselmiş kapasiteleri ise günlük 11 bin tona
kadar ulaşmıştır. Bir kısmının teknik ve hijyenik
yönden sahip olması gereken özellikleri taşırken
bir kısımları için bu özellikleri taşıdığı
söylenebilir mi?
Üretici ve tüketicilerinin bir çok olumlu
beklentileri olmuştu.Çay üreticileri: özel sektörün
devreye girmesi ile ürününü kısa sürede hasat
edeceği, daha rahat satacağı, parasını da daha rahat
alacağı beklentisindeydi
.
Çay tüketicileri faklı tercihler yapabilme, piyasada
oluşabilecek rekabet nedeniyle daha kaliteli ve ucuz
çay içme şansına sahip olacağı düşüncesindeydi.
Ancak bu güne kadar üreticiler ve tüketiciler
beklentilerine ulaşabildiler mi? Hele bir zamanlar
300'ü aşan özel sektör fabrikalarının neredeyse
yarısının kapısına kilit asıldığı düşünülürse.....
Ancak kalanların üretim izni alma çalışmalarını
yoğunlaştırmaları sevindirici ... Tabi özel
sektörden beklenti Çaykur'un lokomotif görevini
yaptığı projelere taklılıp gitmekten ziyade, çayın
alternetifi çaydır diyerek, çay daki yeni
alternatifleri üretmesidir....
Unutulmamalı ki; çay da gelecek özel sektörün
omuzunda yükselecek, gönül ister ki o omuzlar dün
bugün o yükün altında olanların, o yükle ayağa
kalkanların omuzları olsun. Pazara gerek yerli gerek
onların yabancı ortaklatının girmesi kaçınılmaz....
Zaman birliktelik zamanı, bugünlerden yarınlara
hazır olmak, geçmişten ders almak, yeni yeni
prrojeler üretmek, alternatif çay üretimlerine
gitmek zamanı.
Bu arada son on yılda dünya'da yıllık siyah çay
üretimi %1 artarken, yeşil çayın %2,5'luk bir artış
seviyesini yakalamasına, ve Çaykur'un önderliğinde
yeşil çay
üretimine tekrar başlaması sevindirici bir nokta.
Sahi, Türkiye'de de geleceğin içeceği olacal, "Instant
Tea, "Soğuk Çay" ve "Çay Kola" için hala ne
bekliyoruz? Ya
Beyaz Çay?
2006
yılında Çaykur'un 2005 yılında hedeflediği 600 bin
tonluk yaş çay rekoltesine paralel bir alım
gerçekleştireceği, Teşekkül bünyesinde üretim,
stok ve satış dengesinin kurulduğu, bunun devam
edeceği tahmin edilmektedir. Ancak Özel Sektör
açısından 2005 yılından kalan stoklar nedeniyle;
2006 yılının üreticiye yönelik olarak biraz zor
geçeceği, alımlarda biraz nazlı davranacağı
gözükmektedir.
Yurt dışından doların düşük değerde olması
nedeniyle resmi ve gayri resmi çay girişleri
nedeniyle özel sektör bazında stokların oluşmaya
başlaması sıkıntılı günlere işaret etmektedir....
|