|
Çok eski
yıllardan günümüze kadar devam ede gelen bir
gelenektir yaylacılık. Arazinin konumu
hayvanlar için yeterli beslenmeye elverişli
değildir. Hem hayvanların daha iyi beslenmesi
hem de yağ, peynir ve çökelek elde etmek
amacıyla yaylaya çıkılır.
Ancak, bugün 20 yıl öncesine kadar bütün
canlılığı ile devam eden o yayla yaşamı
kaybolmaya yüz tutmaktadır. Çaycılığa olan
dönüş hayvancılıktan kaçışı bu da yaylacılığın
sonunu getirmektedir.Her ne kadar gene
yaylalara çıkılıyorsa da, yaşlılarımız o eski
günleri yad ederken gözlerindeki ifadeden
sanki bir şeylerin elimizden kayıp gittiğini
anlamamak mümkün değil.
Bugün yaylaya çıkanlar iki grup altında
toplanır. İhtiyaç dan dolayı çıkanlar ve Rize
dışında yaşayıp anacak Rize ile bağlarını
koparmayan yöre insanaları. Eski yılların
özlemiylr tatillerini geçirmek, büyük
kentlerin gürültüsünden kurtulmak ve doğayla
başbaşa kalmak için yaylalara çıkan gırbetteki
Rizelilerin sayısının bir hayli olmasına
karşın ihtiyaçtan ötürü çıkanların sayısında
belirgin bir azalma vardır.

Rize'deki Yaylalar
Çağırankaya, Palovit, Elevit, Ovit, Amlakit,
Hodeçur, Samisdal, Pokut, Çat, Haçivanak, Karmik,
Hemşin, Başyayla, Ortayayla, Verçenik, Avusor,
Kaçkar, Aşağı Kavron, Yukarı Kavron, Hazindak,
Çiçekli, Çaymaçakur, Sal, Varda, Gölyayla, Cimil,
Hazindağ, Ambarlı, Çahperik, Kito, Karap, Kale,
Gürmanuman, Varoş, Çermeşk, Dahter, Anzer, Aşağı
Faso, Yukarı Faso. ...ve sayamadığımız birçok
irili ufaklı yayla.

Yaylaya Çıkış Öncesi Hazırlıklar ve Yayla
Yolunda
Yayla çıkış zamanı hava şartlarına bağlı olarak
değişir. Genel de Mayıs ayı sonu ile Haziran
başıdır. Tarih muhtar ve köy heyetleri
tarafından birlikte belirlenir. Bu tarih, yağan
kar miktarına ve karın tahmini kalkış zamanına
göre tespit edilir. Belirlenen tarihten önce
kimse yaylaya çıkmaz.
Mezra : Bazı köylerin "mezra"
olarak adlandırılan geçiş yerleri vardır.
Mezraların rakımları yaylalara göre daha düşük
olduğundan kar erken kalkar. Nisan ayı sonunda,
Mayıs ayları başında bu mezralara gidilir. Orada
15-20 gün yaylaya çıkış tarihine kadar kalınır.
Köyden gelenlerle birlikte yaylaya çıkılır.
Hazırlıklar arasında, mısır öğütülmesi, at ve
katır varsa semer ve eyerlerin gözden
geçirilmesi, yiyecek, giyecek, hayvanların
bağlanacağı, ip ve kazıklar sayılabilinir.
Sığırların alınlarına ya da boyunlarına nazar
boncuğu veya muska takılırdı.
Hayvanı olmayanlar yüklerini sırtlarında
taşırlar. Taşımayanlar kiracı tutarlar. Yük
taşınması gayet eğlenceli olur. Kyün gençleri
genellikle pazar günleri hep birlikte yüklerini
alır sabah erkenden yayla yoluna koyulurlar.
Belli yerlerde molka veriri, dinlenir,
açlıklarını giderir, horon oynarlardı.
Hanlar : Yaylaya çıkışlar genellikle iki
gün sürerdi. Birinci günün sonunda hanlarda
konaklanırdı. Hanlar: zemin katı kahvehane, üst
katı da birkaç odadan ibaret bir otel niteliği
taşırdı. Hayvanlar çok kalabalık olur ve ahırda
yer olmazsa dışarıda yere çakılan kazıklara
bağlanırdı. Hayvanlara hayvancının ot deposundan
ot satın alınarak verilir, ayrıca içilen çay ve
kalma masrafı olarak da hancıya belli bir miktar
para ödenirdi.
Köççü : Yaylada sürekli kalacak kişilerle
birlikte hayvanların götürülmesine yardımcı omak
üzere bir kaç kişi de kafile ile birlikte
bulunurdu. "Köçcü" denilen bu kişilker,
sığırları yaylaya çıkardıktan sonra orada birkaç
gün kalıp tekrar geri dönerlerdi.

Yayla
Hayatı
Yayla hayatı Haziran ayının başından Eylül
ayının ilk haftasına kadar sürüp giden üç aylık
bir dönemi kapsar. Havalara göre bu süre azalıp,
kısalabilir.
Yaylada günlük hayat çok erken başlar. Sabah
erkenden kalkılıp, sığırlar sağılırdı. Sütün
kaymağı alınıp kaymak kabında, kaymağı alınmış
süt ise peynir kazanında biriktirilir. Güneş
doğarken hayvanlar çözülür ve yayıma
bırakılır. Hayvanlar yayıma (otlak alanı)
götürüldükten sonra ahırın gübresi temizlenir.
Gübrenin temizlenmesinde ağzı geniş bir kazma
ile, "süpürgelik" denilen dalları sert ve
esnek yapıda olan bir cins çalıdan yapılmış ahır
süpürgeleri kullanılır. Ahırın ortasında
toplanan gübre, evin önünde uygun bir yerde
biriktirildiği gibi sepetlerle çayırlıklara
götürülüp serpilir. Bazen de günlük gübre ahırın
iç duvar yüzeyine ya da taşların üzerine
yapıştırılarak kurutulmaya bırakılır. Bir müddet
sonra kuruyan gübreler "tezek" haline
gelir. Bunlar odunu yanında ek yakacak olarak
kullanılır.
Yaylacının günlük işlerinin başınada, sağılan
sütü değerlendirmek gerekir. Peynir kazanında
toplanan kaymağı alınmış süt, belli bire kıvama
geldiğinde peynir yapılır. Peynir suyu
kaynatılarak tülbentten yapılmış minci
torbalarına dökülerek süzdürülür. Bu şekilde
elde edilen paeynir ve minci tuzlandıktan sonra
peynir ve minci kaplarınak onulur.
Kaymak kabı dolduğunda yayık yapma zamanı
gelmiş demektir. Yayık vurma işi için yaylacı,
diğer komşuları yardıma çağırır. Genellikle her
yaylada ortak olan birkaç yayık bulunur. Atma
türkülerle şenlenen yayık evinde elde edilenyağ,
yıkanıp tuzlandıktan sonra yağ kaplarına
basılır. O gün için hazırlanan yemekler yenir ve
dağılınırdı.
Sığırlar ikindiden sonra yayımdan toplanarak eve
getirilir ve bağlanırdı. Sisli havalarda
sığırların yerini tespit etmede bir kolaylık
sağlamak için boyunlarına orta büyüklükte
çıngırak takılır. Çıngırak takma adeti aynı
zamanda kurt gibi yabani hayvanları da ürkütmeye
yöneliktir. |